8 Haziran 2012 Cuma


MÜMİNLERİN TESANÜDÜ

MÜMİNLERİN TESANÜDÜ
Tesanüt, oldukça önem taşıyan bir mümin vasfıdır. Kardeşlik, dayanışma, birliktelik anlamındadır. Kuran’da hükmedildiği üzere, tüm müminler birbirlerinin kardeşidirler. Aynı yola başkoymuş, aynı kitaba tabi olmuş, aynı hedefe sahip, aynı duyguları taşıyan insanlardır. Dolayısıyla aralarında büyük bir sevgi ve dayanışma bulunur. Allah, bu durumu şöyle tarif etmektedir:
Şüphesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever. (Saff Suresi, 4)
Üstteki ayette tarif edilen tesanüd ruhu içinde Allah yolunda bulunmak kesin bir emirdir. Başka bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

İHLAS TESANÜTÜ ARTTIRIR

İHLAS TESANÜTÜ ARTTIRIR
Allah’a ve ahirete inanmayan insanların birlikteliklerinin temelinde, hep dünyevi değerlere verilen önem ve yine dünyevi menfaatlere yönelik beklentiler yatar. Bu kimseler bir araya gelmekle bir anlamda karşılıklı bir menfaat anlaşması yapmış olurlar; taraflar karşılıklı olarak birbirlerine destek olur ve böylece müşterek menfaatler elde etmeye çalışırlar. Kurulan bu ittifak sadece bir güç birliğinden ve menfaat beklentisinden kaynaklanmıştır. Dolayısıyla da beklentiler yok olduğunda birliğin bozulması da son derece doğaldır.
Allah’ın ” Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu, şüphesiz onların akıl etmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir.” (Haşr Suresi, 14) ayetiyle insanlara haber verdiği gibi, inkar edenler her ne kadar birlik ya da dayanışma içerisinde gibi görünseler de temelde kalpleri paramparçadır.

DUALAR,TÜM MÜMİNLER İÇİN OLMALIDIR

DUALAR,TÜM MÜMİNLER İÇİN OLMALIDIR
Cahiliye toplumunda insanlar mal, servet, evlat, eş ve huzurun en iyisinin kendilerinde olmasını isterler. Zaman zaman yakın arkadaşlar olarak tanınan kişilerin, hatta akrabaların arasında bile kıskançlıktan, hasetten kaynaklanan çekişmelerin yaşandığına ve insanların kendilerine rakip olarak görebilecekleri herkese zarar vermeye çalıştığına şahit olmuşuzdur.


MÜMİNLER ZORLUKLARI TESANÜTLE YENERLER

MÜMİNLER  ZORLUKLARI TESANÜTLE YENERLER
Öncelikle hatırlatmak gerekir ki, zorluk zamanları, Allah’ın iman edenler için yarattığı çok kıymetli anlardır. İnsanlar genellikle nadir olarak bu tür durumlarla karşılaşırlar. Ve bunlar bir insanın, Allah’a olan sadakatinin, sevgisinin ve teslimiyetinin gücünü gösterebileceği, aynı zamanda da ahiret hayatı için çok fazla ecir kazanabileceği zamanlardır.
İman eden bir kimse belki zorluk ve sıkıntıyla karşılaşmak için özel bir çaba harcamaz, ama karşılaştığı zaman da bunları Allah’ın kendisi için yaratmış olduğu çok büyük nimet ve fırsatlar olarak algılar.

VİCDANLI İNSANLAR BİRLİK OLMALIDIR

VİCDANLI İNSANLAR BİRLİK OLMALIDIR
Dinsizlikle mücadele konusunda Müslümanların çaba harcamaları, tüm imkanlarını birleştirerek, devleti ve milleti elbirliği ile bu tehlikeden korumaları son derece önemlidir. Her insan bu fikri mücadelede ne kadar çok hizmet ederse, dinsizliğin yeryüzünden silinmesi ve böylece “yeryüzünde fitne kalmaması” da o kadar hızlı olacaktır.
Birlik (tesanüd), imanlı insanlara hem maddi hem de manevi bir kazanç sağlar. Allah müminlere birçok ayetinde birlik içinde davranmalarını ve aralarında çekişmemelerini emreder:

PEYGAMBERİMİZİN TESANÜDÜ

PEYGAMBERİMİZİN TESANÜDÜ
Allah rızası için birlik içinde hareket etmek, müminlerin zorluklar karşısında başarı elde etmesinde önemli bir imani sırdır. Müslümanların tarih boyunca yaşadıkları olaylara baktığımızda da zorluk ve sıkıntıların hep bu şekilde aşılabildiğini görürüz. Başta, Allah’ın tüm insanlara örnek kıldığı Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ve sahabeler olmak üzere, Müslümanlar bu ahlakı en güzel şekilde yaşamış, gösterdikleri üstün tesanüd ve fedakarlık örnekleriyle İslamiyet’in ve Kuran ahlakının tüm dünyaya yayılmasına vesile olmuşlardır.

NEDEN İSLAM BİRLİĞİ?

NEDEN İSLAM BİRLİĞİ?
İslam dünyasının geleceğinin dünya barışını ve güvenliğini doğrudan ilgilendirdiği, günümüzde pek çok düşünür tarafından ifade edilmektedir. İslam dünyası yaklaşık 1.2 milyarlık nüfusu (Müslümanlar dünya nüfusunun yaklaşık 1/4′ini oluşturmaktadır), sahip olduğu yer altı zenginlikleri, coğrafyasının stratejik önemi ile büyük bir güçtür. II. Dünya Savaşı’na kadar çoğunluğu sömürge idaresi altında bulunan Müslüman ülkeler, II. Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan sömürge devrimleri ile bağımsızlıklarını kazanmışlar ve bu durum, İslam coğrafyasının görünümünü değiştirmiştir. İslam coğrafyasındaki asıl değişiklik ise Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte yaşanmıştır. Bu tarihe kadar, Afrika-Asya coğrafyası olarak kabul edilen İslam dünyası, Arnavutluk ve Bosna’dan, Çeçenistan ve Tacikistan’a uzanan bir Avrasya (Avrupa-Asya) coğrafyası haline gelmiştir.

Oldukça geniş bir coğrafyayı kapsayan İslam dünyası başta doğal güzellikler olmak üzere pek çok zenginliğe sahiptir. İslam Birliği’nin kurulmasıyla, İslam ülkeleri bu zenginliklerini daha iyi değerlendirme imkanı bulacaklardır.